Mantıksızlığın mantığı

Annem söylerdi: “Fakir kızı alması kolay doyurması zor; zengin kızı alması zor doyurması kolaydır.” Hem de Karadeniz atasözü imiş! Kışlık ve yazlık sarayların yapıldığını okuduğumda annemi hatırlarım. Annem yeni zenginleri beğenmezdi; gustosuz ve açgözlü sayardı. 

Bazen hayretler içinde “ama bu kadar becerisizlik, yoksuzluk içinde yaşayanlara karşı böylesine tahrik, bunca danışmana ve bunca kurumun desteğine rağmen böylesine gaflar, açmazlar, hatalar nasıl olur?” derim. Dış ilişkilerde hemen hemen bütün dünya ile gerilim nasıl “başarılır”, içte halkın koca bir bölümü nasıl terörist kılınır, diye şaşarım. 

Meğerse mantıksızlığın bir mantığı varmış. Irving Janis’e göre grup olarak çalışanların, özellikle siyaseti oluşturan ve birbirine iyice bağlı grupların bazen içine düştükleri bir durummuş bu. Buna “grup olarak düşünenlerin kurbanları” (Victims of groupthink) demiş. Kısaca açıklaması şöyle: 

Bu tür gruplarının üyeleri gruplarına ve kendilerine olağanüstü değer atfederler. Sorunlarla karşılaştıklarında grubun sürdürülmesi için hızla kolay çözümlere başvururlar. Bu “kulüp” dayanışmasını sürdürebilmek için kendi şüphelerini ve kaygılarını içlerine bastırırlar, farklı düşüncelerini ifade etmezler ve üyeler grup liderinin önerilerine uyarlar. Birlik sağlanır. 

Bu grubun kendi “ahlaklarına” inançları derin olur, ama aynı zamanda gruba karşı olanlarda kötü niyet görürler. Sonuç bir felaket olur. Siyaset çıkmazlara girer, ahlak yerlerde sürünür. Hemen ekleyeyim, I. Janis bu “groupthink” çalışmasını Türkiye’yi göz önüne alarak yapmadı; oldukça eski bir çalışmadır, 1980’lere uzanır. 

Olaya daha ayrıntılı baktığımızda şunları görüyoruz. Bu tür (siyasi) gruplar içlerine kapalı olurlar; tarafsız liderlik gelenekleri yoktur; davranış normları geliştirmemişlerdir; grubun üyeleri ortak bir toplumsal ve ideolojik ortamdan gelmektedir. Buna ek olarak, dıştan gelen bir tehlike algısına sahip olurlar. Liderin önerdiği çözüm sayılır ve başka bir çıkış yolu göremezler. Üyelerin kendileri geçmişlerinde başarılı kimseler olmadıklarından güvensizdirler. Alternatif göremediklerinden yola devam etmek için etik standartları çiğnemekte beis görmezler. 

Ayrıca: Gruba olağanüstü değer atfedilir, grubun var olması temel amaç olur; üstün güç yanıltısı yaşanır; üstün ahlaka sahip oldukları vehmi yaşanır; grup üyeleri aynı görüşleri paylaşmasa da, aynı düşüncedeymiş gibi görünmeye çalışır; durumların değerlendirilmesini kendi algılarına göre uydururlar; karşı olanlara önyargılı davranırlar; farklılığa karşı çıkarlar ve farklı düşünenlere baskı uygularlar; bir hayali birlik inancı taşırlar.  

Sonuç olarak, gerçeklikten koparlar, alternatif çözümleri göremezler, gerçekleri öğrenmek de istemezler, hoşa giden bilgilerle yetinirler, yaptıklarının risk ve zararını göz önüne almazlar, gelecek için gerçekçi plan yapamazlar. 

TV tartışma programlarını hayretler içinde izliyorum; bazı kişiler ve konular hakkında konuşuluyor ama o kişiler hiç ekranda görünmüyor, ne de bu konular konusunda farklı bir laf edebilecek birileri. Buna tartışma veya diyalog deniliyor. Aslında tam bir “grup” toplantısı! Gazeteler de öyle: liderden işaret alınmadan olaylar haber bile olamıyor. Haber ile algı arasında fark kalmamış! 

“Gruptan” farklı düşünen bir vatandaşın başına nelerin gelebileceğini düşündüğümde, Janis’in nasıl isabetli bir saptamada bulunduğunu görüyorum. Kralın çıplak olduğunu gruba anlatmak tehlikeli oluyor.  Zorluklar ve yoksuzluk içinde yaşayanlara karşı böylesine tahrik, meydan okurcasına sıfırlanan adalet, bunca danışmana ve bunca kurumun desteğine rağmen böylesine gaflar, açmazlar, hatalar aslında şaşırtıcı sayılmamalı … normal! 

“Grup düşüncesi” öngörülen sonuçları veriyor. Yani Türkiye’de anlaşılmayan tuhaf şeyler olmuyor. Belli şartlar ve belli bir düşünce biçimi, beklenen sonuçları doğuruyor diyebiliriz. Sorun grupta!  


@Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.