Amberin Zaman: Erdoğan, Türk-İsrail uzlaşma umutlarını söndürüyor

Türk-İsrail ilişkilerinde son zamanlarda iyimser gelişmeler yaşanıyor. İsrail devlet havayolu şirketi El Al, on yıl aradan sonra 24 Mayıs’ta İstanbul’a ilk uçuşunu gerçekleştirdi.

Ancak uçaklara, Kovid-19 ile mücadele eden Amerikalı doktorlar için tıbbi malzemeler yüklenirken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Ramazan Bayramı’nın ilk günü Amerikalı Müslümanlara gönderdiği videolu mesajında İsrail’in Batı Şeria’nın yaklaşık yarısını ihlak etme girişimini sert sözlerle eleştirdi.

Erdoğan, “İsrail tarafından Filistin’in egemenliğini ve uluslararası hukuku hiçe sayan yeni bir işgal ve ilhak planının devreye sokulduğuna şahit olduk. Filistin topraklarının kimseye peşkeş çekilmesine izin vermeyeceğiz” dedi. Erdoğan mesajında Kudüs’ün tüm Müslümanlar için bir kırmızı çizgi olduğunu da söyledi. 

İki ülke ilişkileri Mayıs 2020’da Gazze’ye gitmek isteyen Mavi Marmara gemisindeki aktivistlere İsrail komandolarının uluslararası sularda gerçerleştirdiği saldırıda 9 Türk hayatını kaybetmesiyle kopma noktasına gelmiş, iki ülke karşılıklı olarak büyükelçilerini geri çekmişti. 

Konuyla ilgili olarak El Monitor gazetesinde bir yazı kaleme alan Ortadoğu uzmanı Amberin Zaman, Erdoğan’ın konuşmasından İsrail’in Ankara Büyükelçilik Maslahatgüzarı Roey Gilad’dan daha fazla üzülen çok az insan bulunacağını belirtiyor. Gilad 21 Mayıs’ta Halimiz adlı online yayın platformundaki demecinde iki ülkenin karşılıklı olarak büyükelçilerini yeniden ataması gerektiğini ifade etmişti. 

2018’de Gazze’deki çatışmalar ve ABD’nin büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıma kararından sonra Tel Aviv’deki büyükelçisini geri çağıran Türkiye İsrail’den de Büyükelçisi Eitan Na’eh’i çekmesini istemişti.  

Gilad, açıklamalarında iki ülkenin her konuda aynı fikirde olması gerekmediğini, pek çok konuda ortak endişeleri bulunduğunu ifade etmişti. Gilad, Suriye’de İsrail’in en büyük sorunu olan İran ve Hizbullah’la Türkiye’nin de anlaşmazlık içinde olduğunu, bundan dolayı her iki ülkenin aralarındaki anlaşmazlıkları bir kenara koyması gerektiğini belirtmişti. 

“Gerçek şu ki, her iki tarafın da bunu yapmak için zorlayıcı bir nedeni yok, özellikle şahin Benjamin Netanyahu İsrail'in yönetiminde kaldığı sürece” diye yazan Zaman, “Erdoğan, Netanyahu görevde olduğu ve kendisi gibi düşündüğü sürece İsrail ile ilişkilerin düzeleceğine inanmıyor” şeklinde ifadeler kullanıyor. 

El Monitor’a konuşan İsrailli bir kaynak, “Aynı tas aynı hamam, 1949-2010 yılları arasındaki gibi artık İsrail Türkiye’nin arkasından koşmuyor. Çıkarları çeşitlendi ve Erdoğan Türkiyesi de bu çıkarlara çok ters davrandı. İsrail ile ilişkiler önemsenmedi” diyor.

Kaynak, İslamizm karşıtı generallerin son sözü söylediği ve İsrail jetlerinin Türk semalarında eğitim aldığı 1990’lı yıllarda iki ülke ilişkilerinin en dingin günlerini yaşadığını da ifade ediyor. 

Yazısında Zaman, Erdoğan yönetimiindeki Türkiye‘nin Hamas üst düzey yetkililerine ev sahipliği yaptığı ve anti İsrail ve anti Semitik söylemlerin fazlasıyla dile getirildiğini,  Netanyahu yönetiminin de Filistin sorununun çözümü için iki devlet modelini terkettiğini de aktarıyor. 

Monitor’a konuşan kaynak, “İsrail’de Türkiye ile ilişkileri düzeltmek için politiik kumar oynama iradesi var mı?, Ne için? Her iki ülke şu anda sahip olmadıklarından daha fazla ne elde edecek?’ sorularını da soruyor. 

Yaşanan siyasi gerginliklere rağmen iki ülke ticari ilişkilerinde Türkiye lehine sürekli artan bir durum söz konusu. El Al kargo uçaklarının İstanbul’a uçuşu da bunun bir göstergesi olarak kabul ediliyor. 

Hamas üzerinde yaşanan sürtüşmelere rağmen istihbarat alanındaki işbirliği de devam ediyor. MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile muadili Yossi Cohen’in son on ay içinde en az iki kez biraraya geldikleri ve son görüşmenin de geçtiğimiz Ocak ayında gerçekleştirildiği ifade ediliyor. Zaman’a göre ikili arasındaki son görüşme Washington’da, bir önceki de Berlin’de gerçekleştirildi. 

İki ülke ilişkilerinde yumuşamanın belirtilerinden biri olarak geçtiğimiz günlerde Fransa, Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs’ın Doğu Akdeniz’deki doğal gaz arama faaliyetleri konusunda Türkiye’yi sert sözlerle eleştirdikleri açıklamasına imza atmamış olması gösteriliyor. 

Bu durum, Türkiye’nin İsrail ile deniz sınırı anlaşması imzalamak için gizli görüşmeler yaptığı iddialarını beraberinde getirmiş ancak bu iddia İsrail’in Ankara büyükelçiliği tarafından derhal reddedilmişti. 

İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü’nden uzman araştırmacı Gallia Lindenstrauss, El Monitor’e yaptığı açıklamada küresel enerji fiyatlarındaki çarpıcı düşüşün, Türkiye ve İsrail'in, İsrail doğal gazını Avrupa'ya ihraç etmek için doğal gaz boru hattı inşa etmek için müzakereleri canlandırma ihtimalini azalttığını ifade ediyor.

Ancak Suriye'de Türkiye ve İsrail'in çıkarları biraz daha uyumlu. İran Suriye iç savaşına dahil olmasından sonra ilk kez İsrail’in ülke çapında saldırılarına maruz kalıyor. 

Türkiye’nin İdlib’de 50’den fazla askerini kaybettikten sonra İran destekli güçleri vurmasının iki ülke arasındaki çıkarların örtüştüğünü ortaya koyduğunu belirten Gilad, “İran ve Hizbullah destekli grupları vurması ve Hamas üzerindeki etkisi Türkiye’yi İsrail için faydalı bir ortak yapıyor. Bu nedenle, Şii ekseni güçlendikçe İsrail'in Türkiye ile yeni bir açılım arayışı içinde olabileceği düşüncesi tamamen göz ardı edilemez” dedi.

Berlin merkezli düşünce kuruluşu SWP’nin misafir uzmanlarından Hamidreza Azizi ise, Suriye üzerinde Ankara - Tahran gerilimlerin arttığını kabul ediyor ancak bu durumun Türk-İsrail işbirliği potansiyelini artıracağı yönündeki düşüncelerin abartılı olduğunu ifade ediyor. 

El Monitor’a açıklamasında Azizi şu görüşleri dile getiriyor:

“Başından beri Türkiye'nin Suriye'nin kuzey bölgelerinde bir etki bölgesi kurma arzusunun İran'ın tüm Suriye topraklarını [Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad” ın kontrolü altına alma arzusuyla çeliştiği açıktı. Ancak bunun İsrail ve ABD'nin İran'ın Suriye'deki etkisini ortadan kaldırma hedeflerine ulaşmalarına yardımcı olabilecek bir şey olduğunu düşünmüyorum. İran zaten güneyde, özellikle de güneydoğuda Deir ez-Zor'da  pozisyonunu oluşturdu. Türkiye'nin İran destekli gruplara karşı bu kadar ileri gitme potansiyeli ya da istekliliği yok gibi görünüyor”