Türkiye’nin daha önce Kongre üzerinde Almanya kadar olan etkisi bugün Malawi düzeyinde!

Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana, neredeyse her Amerikan başkanı, sadece dünya gerçeklerine müdahale etmek için iç meselelere odaklanmayı vaat ederek göreve başladı.

George H.W. için Bush o gerçek Irak’ın Kuveyt’i işgaliydi. Bill Clinton için kriz Balkanlar'dan geldi. George W. Bush, 11 Eylül terör saldırısıyla karşı karşıya kalırken, Barack Obama ise "aptalca savaşları sona erdirmek" için ABD'yi hem Libya hem de Suriye'de askeri olarak savaşa dahil etti. Donald Trump'ın bir istisna olmasının sebebi tehdit eksikliğinden çok stratejik kafa karışıklığı ve otokratları yatıştırma arzusuydu. 

Ne yazık ki Joe Biden ise dört yıldır iltihaplı ve metastazlı hale gelen krizlerle karşılaşacağı anlamına geliyor.

Amerikalılar Çin, Rusya, Kuzey Kore ve İran'ı en büyük dış kaynaklı sıkıntıları olarak tanımlayabilir, ancak Biden'in büyük olasılıkla kendi döneminin başlarında yüzleşmesi gereken test, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de uluslararası hukuk, güvenlik ve istikrar için yarattığı gittikçe büyüyen zorluktur.

Trump’ın cehaletten, Almanya Başbakanı Angela Merkel'in ise korkudan dolayı gösterdiği hoşgörüden dolayı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan düşmanlarını zayıf görmeye, daha aşırı konumlar belirlemeye ve bölge genelinde saldırganlığı artırmaya teşvik etti. 

Dört yıl öncesine kadar sadece Kuzey Kıbrıs Türkiye’nin işgali altındaydı. Erdoğan ve Egemen Bağış gibi yardımcıları (Türkiye’nin şimdiki Çekya büyükelçisi) Kıbrıs hükümetinin açık deniz gaz rezervlerini kullanma çabalarını tehdit ettiler, ancak pratikte çok az şey yaptılar. Şimdi Türk savaş gemileri, Kıbrıs sularında Kıbrıslıları ve uluslararası taşımacılığı düzenli olarak taciz ediyor, Türk sismik arama gemileri Kıbrıs ve Yunan sularını ihlal ediyor ve Türkler, onlarca yıl önce Rum sahiplerini kovdukları tatil beldesi Maraş'a taşınıyor.

Bu buzdağının yalnızca görünen kısmı. Türk savaş uçakları ve deniz gemileri Meis Adası‘nı tehdit ediyor ve Türkiye artık Girit'in kara suları üzerinde hak iddia ediyor. Türkiye ve Türk destekli kuvvetler Suriye'nin Afrin bölgesini işgal ederek etnik temizlik yaptı, Suriye'nin kuzeyindeki diğer kasabaları da etkin bir şekilde ilhak etti. Irak'ta Türk savaş uçakları, İslam Devleti (IŞİD) tarafından travmaya uğratılmış bölgesi olan Şenga’deki Yezidi köylülerini bombaladı. Türkiye ayrıca, aralarında El Kaide ve IŞİD‘le bağlantılı olanların da bulunduğu Suriyeli paralı askerleri Libya ve Azerbaycan'a gönderdi ve Dağlık Karabağ'daki Ermenilerle savaşmak için kendi özel kuvvetlerini kullandı. Erdoğan, Lozan Antlaşması'nın meşruiyetini de açıkça sorguluyor.

Basitçe ifade etmek gerekirse, komşularının egemenliği ve II.Dünya Savaşı sonrası oluşan liberal düzene düşmanlığı Erdoğan‘ı herhangi bir Avrupalı ​​demokrat liderden çok Vladimir Putin ve Slobodan Miloseviç'in yanına getiriyor. Türkiye ekonomisi bocalarken, Erdoğan muhtemelen Türkleri kendi ekibinin sebep olduğu ekonomik tartışmalardan uzak tutmak polemik ve saldırganlıklarını daha da artıracak.

Muhtemelen Biden'ı Doğu Akdeniz'e daha fazla doğrudan odaklanmaya zorlayacak olan da bu dinamiktir. Bugün Washington DC'yi işaret eden partizan anlaşmazlığının ötesinde işte burada Biden, Trump ve Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'nun geride bıraktığı mirası burada yeniden inşa edebilir. Yunanistan ve Kıbrıs ile stratejik diyalog Biden yönetiminde devam edecek. Pompeo’nun manşetlere taşınan Kıbrıs’a yönelik askeri ambargoyu kısmen kaldırması pratikte, gerçek olmaktan çok sembolikti. Bununla birlikte Biden, bu durumu daha da sağlamlaştırarak Kıbrıs'ın kendini savunması için ihtiyaç duyduğu ekipman ve teknolojiyi sağlayabilir. Souda Körfezi'nin (Girit) Ramstein Hava Üssü veya Okinawa kadar Amerikalıların aşina olduğu bir isim olmasını bekleyin.

Trump’ın Erdoğan’a hoşgörüsü, Türk liderin eylemlerinin sorumluluktan kaçmasına izin verdi. Erdoğan, Kongre ve ABD yargısının önemli olmadığına inanıyordu. Yaptırımları engellemesi veya davalara müdahale edeceği konusunda Trump'a güvendi. Biden ekibinin bu tür eylemlere tahammülü olmayacak. Türkiye veya Türk kurumları, Erdoğan’ın Rusya ile yaptığı anlaşmalar ve Türk bankalarının mali usulsüzlükleri nedeniyle yaptırımlarla karşılaşacak.

İronik bir şekilde, Türkiye bunları Trump yönetimi döneminde daha kolay özümsemiş olsa da, bugün Türkiye ekonomisinin kırılganlığı etkilerini artıracaktır. Erdoğan şikayet edebilir, ama onu sadece azalan sayıda kongre üyesi dinleyecektir. Yirmi yıl önce, Türk büyükelçiliği neredeyse Almanya veya Fransa kadar etkiliydi; bugün bu etkinlik Malawi veya Moritanya'nınki kadar.

Diplomatik ve ekonomik bir çatışma yaklaşıyor. Erdoğan, Doğu Akdeniz'de Biden'i test edecek. Biden'ı yaşlı bir adam olarak görebilir, ancak yeni başkan ve daha geniş ekibinin sağlam durma kararlılığını küçümsememelidir. Keşke Trump veya Obama benzer şekilde davranmış olsaydı, Doğu Akdeniz'deki tehlike asla bu kadar şiddetli hale gelmeyebilirdi.


@AhvalTürkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.