Yedi köylünün öldürüldüğü JİTEM soruşturmasına takipsizlik

AKP iktidarı dönümünde açılan JİTEM'in cinayetleriyle ilgili dava ve soruşturmalar yine AKP iktidarı döneminde tek tek kapanıyor. Bunlardan biri de Mardin Dargeçit’e bağlı Çelik köyünde 1993 yılında yedi köylünün “PKK’li” denilerek öldürülmesi ve köyün yakılmasına ilgili yedi yıl önce başlatılan soruşturmaya oldu.

Olayla ilgili “takipsizlik” kararı verildi. Dosya avukatı Erdal Kuzu, kararla 'cezasızlık' politikasının sürdürüldüğünü söyleyip, delillerin Ilısu Barajı’nın suları altında kaldığına dikkat çekti. 

Mardin’in Dargeçit ilçesine bağlı kırsal Çelik (Çêlik) Mahallesi’nde yaşayan yedi köylünün 3 Temmuz 1993’te “PKK’li” denilerek öldürülmelerine dair 2013 yılında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından dönemin Dargeçit İlçe Jandarma Komutanı Ali Tapan hakkında başlatılıp,  Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığınca sürdürülen soruşturmada yedi yıl sonra “kovuşturmaya yer olmadığı” kararı verildi.

Çelik Köyü’ne baskın yapan askerler tarafından “PKK’li” denilerek öldürülen, ardından da yakılan Ahmet Kavakçıoğlu, Mehmet Kavaçıoğlu, Alaattin Acar, Fahrettin Acar, Mahmut Erol, Süleyman Erol ve Zülfer Akkurt’un yakınları, JİTEM tarafından 90’lı yıllarda işlenen cinayetlere dair soruşturmalar başlatılması üzerine 1 Kasım 2013’te Özel Yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuruda bulundu. 

Bu başvurular doğrultusunda dönemin Dargeçit İlçe Jandarma Komutanı Ali Tapan hakkında “Birden fazla kişiyi kasten öldürme” suçu kapsamında başlatılan soruşturma dosyası, özel yetkili mahkeme ve savcılıkların kaldırılması ile 2014 yılında Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderildi. İlçe Jandarma Komutanı Tapan’ın ifadesini alan Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma sonucunda kovuşturmaya yer olmadığına hükmetti. 

Tapan hakkında “FETÖ Terör Örgütü tarafından 2009 yılında Ergenekon terör örgütüne üye olmak, örgütte aktif olarak görev yapmak iddiaları ile soruşturma başlatıldığı” değerlendirmesinde bulunan Başsavcılık, öldürülen kişileri ise “PKK’li milisler” olarak tanımlayıp, yakınlarının ifadelerinin soyut olduğunu savundu. 

Yine köydeki hayvanların rastgele taranması ve köyün yakılmasının iddia boyutunda kaldığı ve delil olmadığını savunan savcılık, olayın yaşandığı tarihte köylülerin şikayetçi olmamalarını da gerekçe olarak sundu.

Başsavcılık aldığı kararda yedi kişinin öldürülmesinin insanlığa karşı suçlardan olması ve bu nedenle zamanaşımına uğramayacağı yönünde daha önce özel yetkili mahkeme tarafından alınan karara da atıfta bulundu. Başsavcılık, “İnsanlığa karşı suç kavramını yürürlüğe giriş tarihinin 1 Haziran 2005 olduğu kanunilik ilkesine göre işlendiği zaman kanuna göre suç oluşturmayan bir fiil için kimseye ceza verilemeyeceği ve güvenlik tedbirleri uygulanamayacağı” savunmasında bulundu. 

‘İnsanlığa karşı suç’ kavramının Türkiye’de devreye girdiği tarihe dikkat çeken Başsavcılık, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Türk Ceza Hukuku bakımından 1 Haziran 2005 tarihinde önce işlenmiş bir fiil için hem insanlığa karşı suç oluşturduğu iddiasında bulunulamayacağının hem de zamanaşımı işlemeyeceğinin hukuken mümkün olmadığı, bu haliyle 765 sayılı TCK ile 5237 sayılı TCK’nın karşılaştırılmasında dava zamanaşımı süreleri yönünden 765 sayılı TCK’nın daha lehe olduğu, bu suç için düzenlenen dava zamanaşımı süresinin 765 sayılı TCK’nın 102’inc maddesi uyarınca 20 yıl olduğu ve olaya ilişkin zamanaşımı Süresinin 3 Temmuz 2013 tarihinde tüm dosya kapsamından anlaşılmakla..."

Başsavcılığın aldığı kararı ve gerekçelerini değerlendiren dosya avukatı Erdal Kuzu, Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 6 yıldır dosya ile ilgili tek bir işlem dahi yapmadığını belirtti. Kuzu, “Başsavcılık altı yıldır dosyanın aydınlatılması, faillerin ortaya çıkarılması ya da orada nelerin yaşandığına dair herhangi bir işlem yapmaksızın zaman aşımı gerekçesi ile dosyayı düşürdü” dedi.

Dargeçit’in 90’lı yıllarda en fazla gözaltında kaybettirilme vakalarının yaşandığı yerler arasında olduğunu ve Dargeçit JİTEM Davası’nın halen Adıyaman 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ettiğini hatırlatan Kuzu, Çelik köyünde öldürülen 7 köylünün görülen bu dosyadaki olaylarla benzer olduğunu kaydetti. 

İşlenen cinayetlere dair etkin ve adil bir soruşturma talep ettiklerini söyleyen Kuzu, “Devlet adına hareket eden görevlilerin yargılandığı bütün dosyalarda olduğu gibi yine bir cezasızlık zırhlı ile karşı karşıya kaldık. Soruşturma savcısı 6 yıldır dosyayı bekleterek, hiçbir şikayetçinin beyanına başvurmayarak, olay yerinde keşif yapmayarak, köye operasyona giden hiçbir görevlinin ifadesini almayarak, bu cezasızlık politikasına katkı sundu. Yıllardır bir metot haline gelen cezasızlık politikasının yeni örneklerinden bir tanesidir. 7 sivil köylünün öldürülmesi nereden bakarsanız bakın soruşturma savcısı tarafından adil ve etkin bir şekilde soruşturulması gereken bir olaydır” ifadelerini kullandı. 

Sivil köylülerin yaşam haklarının devlet görevlileri tarafından ihlal edildiğinin açığa çıkmasına rağmen cezasızlık politikasının sürdürüldüğünü vurgulayan Kuzu, suça karışan devlet görevlilerinin yargılanmasının önüne duvar örüldüğünü söyledi. 

Av. Kuzu, cinayetlerin işlendiği Çelik mahallesinin Ilısu Barajı’nın suları altında kalması üzerinde de durdu. Ilısu Barajı’nın doğaya ve tarihe verdiği zararın yanı sıra 90’lı yılların soruşturmalarına da olumsuz etkilerinin olduğunu dile getiren Kuzu, savcının 6 yıl boyunca köyün sular altında kalacağını bilmesine rağmen keşif yapmadığını, delil toplamadığını ve öldürülen yurttaşların mezarlarını açtırmadığını ifade etti. Kuzu, “Ilısu Barajı insanlığa karşı işlenmiş suçu da ortadan kaldırdı ya da buna ilişkin delilleri bir anlamda kendisiyle suya gömdü. Olayın yaşandığı mahallenin savcılık tarafından görülmesi gerekiyordu, delillerin orada toplanması gerekiyordu. Ama bu yapılmadı” diye belirtti.

Soruşturmaya etnik bir bakış açısı ile yaklaşıldığını da söyleyen Kuzu, kovuşturmaya yer yok kararına ilişkin Midyat Sulh Ceza Hakimliği’ne itirazda bulunduklarını, olayın insanlığa karşı işlenmiş suçlar kapsamında olması gerektiğini ve bu nedenle zamanaşımına uğrayamayacağını kaydetti.

90’lı yılların yakıcılığına değinen Kuzu, Mardin’de nereye el atılsa bir yargısız infaz ile karşılaştıklarını belirterek, yaşananların bir bütün halinde Meclis ve farklı organizasyonlar tarafından incelenmesi gerektiğini söyledi. Öldürülen isimlerin faillerinin ortaya çıkarılmasının istenmesinin en doğal hak olduğunu belirten Kuzu, hukuksal mücadeleyi sürdüreceklerini belirtti. (MA /  Ahmet Kanbal)