Kürt olmanın dayanılmaz ağırlığı

Ava Homa’nın güçlü ilk romanı "Dumanın Kızları ve Ateş", ağırlıklı olarak Kürtlerin yaşadığı, Irak sınırına yaklaşık 15 km uzaklıkta 90 bin nüfuslu İran'ın Mariwan kentinde büyüyen Leyla Saman'ın hikayesini anlatıyor.

Kitap, beş yaşındaki Leyla’nın kardeşi Chia'nın doğduğu gün olan 16 Mart 1988'de başlıyor. İran-Irak Savaşı’nın yaşandığı o tarihte Irak diktatörü Saddam Hüseyin Halepçe'ye sinir ve hardal gazlı kimyasal bir saldırı başlatmış, çoğu Kürt binlerce insanı ölürken ve binlerce kişi de yaralanmıştı.

Halepçe, oğlunun doğduğu gün ağlaması sona eren Leyla’nın babasının memleketi olur. Okuyucu hemen, bu dünyadaki birkaç neşe anının karanlık tarafından bozulacağı hissine kapılır.

Hom,a Ahval podcast’te "Kürt olarak öğrendiğiniz şeylerden bazıları, biraz neşeli ve mutlu zamanınız, biraz özgürlüğünüz olsa bile bitecek olmasıdır" dedi.

Homa’nın romanı, Mayıs ayında yayınlanmasından sonra çoğunlukla övgü dolu eleştiriler aldı. The Independent kitabı "inanılmaz derecede güçlü" olarak tanımladı ve Mayıs ayının en iyi kitaplarından biri olarak adlandırdı. Eski ABD büyükelçisi Peter Galbraith ise "Uzun zamandır Yakın Doğu'dan çıkan en iyi kitaplardan biri" dedi.

Homa’nın Kürdistan'ında keder ve ıstırap güneşin doğuşu gibi düzenlidir. Leyla'nın dedesi, Iraklı yetkililerin ailesini yok etmesini izliyor. Sonra Leyla’nın babası, Leyla’nın en yakın arkadaşının idamını görmesinden önce, arkadaşlarının ve akrabalarının hapishanede asılmasına şahitlik eder. 

24 yaşında kaçtığı İran’da bir Kürt olarak büyümenin genç yaşta nasıl olduğunu anladığını, hayatını korumakla görevli devlet ve polis için hayatının hiçbir anlama gelmediğini öğrenmenin bir yıkım olduğunu yazıyor.

Homa, "İsminizi öğrendiğiniz andan itibaren yok edilmesi gereken bir gruba ait olduğunuzu öğrenmeniz baş etmeniz gereken bir sorun. Merak ediyorsun, 'Neden? Bundan nasıl anlam çıkarabilirim? Neden bu kadar nefret ediliyorum? Nasıl güçlü olabilirim?" diye konuşuyor.

Homa’nın romanı Saman ailesinin dört üyesi - Leyla, kardeşi Chia, babası Alan ve annesi Hana’nın - Kürdistan’da Kürt olarak nasıl farklı şekillerde mücadele ettiklerini ve dünyalarına tepkilerinin başkalarını nasıl etkilediğini inceliyor.

“Dumanın Kızları ve Ateş” bir Kürt kadın tarafından İngilizce yazılan ilk eserlerden biri ve kitap açıldığında beş yaşındaki Leyla babasının İran yasalarına göre kadınların erkeklerin yarısı kadar değerli olduğunu anlattığını hatırlıyor.

Yıllar sonra, çaresiz bir genç olan Leyla hızlı giden bir arabanın önüne atladıktan sonra, hastanede kendisini ziyaret eden annesinin endişesi, kızının fiziksel ve zihinsel sağlığı değil - her ikisi de ciddi şekilde tehlikede olmasına rağmen - bekaretinin olup olmadığıdır.

1950 ve 1960'larda doğan Kürt kadınları, kızlarını yaşamaktan alıkoysalar da koruduklarına inanarak, bazen tesadüfen ataerkilliğin temsilcileri olarak görev yaptılar. Yazmadığı zamanlarda Homa İranlı kadınlar için intiharı önleme seminerleri düzenlemeye ve genellikle ebeveynleri tarafından mümkün olan en sert önlemi almaya yönlendirildiklerini fark ediyor.

Homa, "Sizi barındırması ve koruması gereken insanlar, bu baskıyı eve getirerek bir bakıma devletin ajanları oluyorlar. İkiyüzlü olamazsın. Adalet ve özgürlük istiyorsanız, önce kendi evinize adalet ve özgürlük getirmek istiyorsunuz" diyor.

Romanın en ilginç karakterlerinden biri olan Shiler, kendince bir özgürlüğü bulur. Hapishanede doğuyor, çocukluğu boyunca isyan ediyor ve sonunda Peşmerge'ye katılmak için Kandil dağlarına gidiyor. İŞİD’e karşı mücadele eden bir tabur Kürt militanı idare edebilecek ya da HDP’yi yönetebilecek 21. Yüzyıl Kürt kadınını temsil ediyor Shiler. Ki bu kadınlar dahi kimlik ve yetkilendirme sorunlarıyla karşı karşıya.

Homa, "Bir yandan, evet, Kürdistan'ı korumak için kocanızla yan yana savaşıyorsunuz. Öte yandan, kendi içinde bir şeyle savaşıyorsun - doğduğun andan itibaren başarabileceklerinin tavanının ne olduğunu söyleyen bir ses var"

Homa’nın bir tür umut ışığı olarak gördüğü bu tür Kürt kadınları, Suriye iç savaşındaki kaosun ortasında, 2013 sonlarında Suriye‘nin kuzeydoğusunda kurulan özerk bölge Rojava'nın yaratılması için çok önemliydi.

Bölgede meşhur olan cinsiyet eşitliği, aşağıdan yukarıya tanzim edilen güç yapısı, küçük yaşta evlilik, zorla evlilik ve çok eşliliğin yasaklanmasına işaret eden Homa, "Hayal ettiğimiz ve uğruna savaştığımız her şey nihayet mümkün oldu. Mükemmel değildi, eleştirilmeyecek değildi, ama gerçekten Kürtlerin başına gelen en iyi şeydi" diyor.

Rojava'nın varlığı Kürtleri birbirine yaklaştırarak, mücadelelerinin potansiyelinin ve Kürt dayanışmasının sınırların ötesine uzandığını ortaya koydu.

Homa, "Rojava'nın mutluluğu ve başarısı hepimiz içindi, tıpkı Dersim katliamı veya Halepçe katliamı gibi sınırlar ne olursa olsun herkesin ortak acısı olması gibi" diyor.

Dersim veya Türkiye'nin Tunceli vilayetinde, Türk yetkililer 1937-38'de on binlerce Kürt'ü öldürdü ve bu, Kürtlerin hiçbir zaman kendilerini rahat hissetmeyeceklerini açıkça ortaya koyan bir olaydı. 

Bunun Türkiye'de olması, Türkiye Kürtlerinin neden birçok yönden Kürtlerin zalimlerine karşı mücadeleye öncülük ettiğini açıklamaya yardımcı olabilir. Türkiye’nin, 17 milyonla dünyanın en büyük Kürt nüfusuna ev sahipliği yapması da - İran'da yaklaşık 10 milyon, Irak'ta 7 milyon ve Suriye'de 3 milyona kıyasla tahminen 17 milyon Kürt - muhtemelen bir rol oynuyor.

Homa'nın romanında bir noktada kuzeydeki "Bakur"da, köyleri yakılan ve Türk ordusu tarafından kadınlara tecavüz edilen Kürtlerden bahsediliyor Bu, PKK’nın 1980’lerde başlattığı ve bugün de devam eden Kürtlerin isyanına devletin tepkisine açık bir göndermedir. Daha önce de Leyla’nın babası Türkiye'deki Kürtleri umutsuz olarak tanımlıyor.

Homa, "Onlara saygı duyuyoruz. Sadece devlet baskısına karşı durarak değil, aynı zamanda toplumlarını değiştirerek elde ettikleri başarıya şaşırıyoruz" diyor.

HDP'nin kadın eş başkanlarına, hapisteki eski HDP eş genel başkanı Selahattin Demirtaş'ın etkisine ve Türkiye'deki Kürt liderlerin sadece Kürt hakları için değil, insan hakları, çeşitlilik ve demokratik çoğulculuk için duruşuna işaret eden Homa, "Milliyetçiliğin ötesine geçme yetenekleri, diasporada bile kendilerini örgütleyebilme yetenekleri, Bakur Kürtlerine yönelik derin bir hayranlık ve saygı oluşturuyor" diyor.

Homa, acımasız acı dolu ve zorlu geçmişleri sayesinde Leyla’nın da hikayesini güzel bir şekilde özetleyen bir duygu olan Kürtlerin küllerden dirilmenin efendisi olduklarına inanıyor.

Türkiye’Geçen yıl başlatılan Türk harekatına rağmen, Rojava bugün hala var.

Türkiye’nin son askeri taarruzuna rağmen Peşmerge ve PKK’nin merkezi Kandil dağlarında bulunuyor.

Ve Türk hükümetinin geniş ve devam eden baskılarına rağmen, HDP Türkiye'deki Kürtlerin ve tüm ezilenlerin hakları için savaşmaya devam ediyor.

Buradan çıkarılacak ders, baskıcı Kürtlerin benzer yöntemler kullanma ve düşmanlarını susturma konusunda başarısız olma eğiliminde olmaları olabilir.

Homa, "Machiavelli’nin öğretilerine baktığınızda, bunlar İran hükümetinin veya Türk hükümetinin bugün uyguladığı şeylerin aynısı. Bu anlamda orijinal değiller. Bize yapılan muameleyi haketmediğimizi düşünürsek, bunları aşabiliriz" diyor.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.