Uzmanlar uyardı: Türkiye'de normalleşmede çelişkiler var

Normalleşme sürecinin başladığı Türkiye’de 65 yaş üstü ve 18 yaş altı için sürecek sokağa çıkış yasağı tartışılıyor. Halk sağlığı uzmanı Güngör, Türkiye’de normalleşme kararlarının çelişkiler içerdiğini belirtiyor.

Yeni tip koronavirüs salgını nedeniyle getirilen kısıtlamaları gevşetmeye başlayan Türkiye 1 Haziran'dan itibaren geniş çaplı bir normalleşme sürecine giriyor. Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın "yeni normal hayat” olarak tanımladığı bu sürece ilişkin akıllarda pek çok soru var.

Normalleşmeye geçmek için Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) 24 Nisan’da duyurduğu kriterlerin Türkiye’de gerçekleşmediğini hatırlatan halk sağlığı uzmanları, DW Türkçe’ye yaptıkları değerlendirmelerde sürece ilişkin endişelerini dile getirdi.

Halk Sağlığı uzmanı Prof. Onur Hamzaoğlu, DSÖ’nün normalleşmeye geçiş için tavsiye ettiği kriteri hatırlatarak, normalleşme gününden önceki son 14 gün içinde test sayısının düşmesi, buna karşılık pozitif vakalar ve ölüm oranlarında düzenli azalma kaydedilmesi gerektiğini belirtti.

Ancak Türkiye’de,  16-28 Mayıs tarihleri arasında 380 bin 820 test yapıldı, 14 bin 522 yeni vaka saptandı. 10 bin test başına 381 yeni vaka tespit edildi. Günlük ortalama test sayısı 29 bine düştü ama günlük ortalama hasta sayısı bin 116 civarında seyrediyor.

Prof. Hamzaoğlu şöyle devam etti:

“Ne yazık ki Türkiye’deki durum DSÖ kriterleriyle tamamen uyumsuz. Neden ve kim için acele ediliyor. Neden AVM’leraçıldı, şimdi de kreşler açılıyor. 18 yaş altı sokağa çıkamazken, kreş yaşındakiler sokağa nasıl çıkacak. Aşısı henüz bulunmamış bu salgında toplumsal bağışıklığın yüzde 50-67 civarına gelmesi neden beklenmiyor."

Hamzaoğlu’na göre çalışan kesimin sokağa çıkmasına izin verip, 65 yaş üstünü evde tutmanın salgını kontrol altına almakla uzaktan yakından ilgisi bulunmuyor. “Üstelik, 65 yaş üstü işyeri temsilcisi, sahipleri de sokağa çıkabilecek. Salgında halk sağlığının değil, sermayenin çıkarlarının öne alındığını söylemek zorundayız” diyen Hamzaoğlu, Türkiye’deki COVID-19 testleri yaygınlaşmadıkça, ölümlerle ilgili veriler kamuoyuyla paylaşılmadıkça salgının halk sağlığı bir tehdit olmaya devam edeceğini söyledi. 

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi üyesi, halk sağlığı uzmanı Dr. Selma Güngör de, hastalık belirtisi göstermeyen kimseye test yapılmadığını belirtti. Test sayısının az olmasına rağmen günlük vaka sayısının binin üzerinde olduğuna dikkat çeken Güngör, “Türkiye’de koronavirüs salgınının kontrol altında olduğunu düşünmüyoruz. Türkiye’de aktif hasta sayısı halen daha 30 binlerin üzerinde. Her gün buna bin kişi ekleniyor. İyileşen sayısında ciddi artış yok. Testi pozitif çıkanları biliyoruz.  Temaslı olup hafif geçiren, semptomsuz geçirenleri bilmiyoruz” sözleriyle halkı uyardı.

Güngör, çok gerekmedikçe sokağa çıkılmaması kuralının herkes için gerekli olmasında ısrar ediyor. Tehlike geçmediği halde çalışmak zorunda kalanların mutlaka düzenli testlere tabii tutulması gerektiğini vurgulayan Güngör, maske kullanımı ile sosyal mesafe kuralları ve hijyen koşulların sağlanması konularında halkın düzenli olarak bilgilendirilmesinin şart olduğunu söyledi.

Halk sağlığı uzmanı Dr. Selma Güngör çalışabilecek herkesin sokağa çıkartılıp, 65 yaş üstünün evde bırakılmasını da eleştirdi. Tüm dünyada 65 yaş üstü ölümlerin yüksek olduğunun bilindiğini hatırlatan Güngör, 18 yaş altındakilerin de ciddi taşıyıcı olduğuna dikkat çekti. Güngör 18 yaş altına sokağa çıkmak yasak iken kreşlerin açılmasının, kreş çağındaki çocukların sokağa çıkartılmasının da bir izahının yapılmasını istedi ve devam etti: 

"Bizde normalleşme kararı çelişkilerle dolu. Ölüm oranlarının azaltılmaya çalışılması ile 65 yaş üstüne sokak yasağının doğrudan bir ilgisi var. 65 yaş üstünün sokağa çıkma yasağı ile COVID-19’dan ölümlerin sınırlandırılmasına dönük bir politika uygulanıyor. Yani başarıyı ölüm sayısıyla değerlendiren bir yaklaşım söz konusu."

Lokantaların, cafelerin açılması konusunda gerekli hazırlıkların yapılıp yapılmadığı üzerine kafalarda ciddi sorular olduğuna işaret eden Güngör, “Tedirginliğin ve endişenin en üst düzeyde görüleceği bir sürece giriyoruz. İnsanların son derece mesafeli ve dikkatli olması hayati önem taşıyor. Halk sağlığı yerine ekonomiye öncelik veren politikanın bedelinin ağır olmamasını umuyoruz” uyarısında bulundu.