Av. Abdullah Zeytun: İktidar, işkence konusunda kolluk ve savcıları cesaretlendiriyor

Türkiye’de son yıllarda işkence ve kötü muamele oldukça artış gösteriyor. Bu durum 1990’lı yıllarda ve sonrasında daha çok Kürt bölgesinde yoğun olarak yaşanıyordu. Ama son yıllarda Türkiye’nin hemen hemen her kentinden bir işkence ve kötü muamele haberi geliyor.

Polis, asker, infaz koruma memurunun kötü muamelesine bekçi şiddeti de eklenmiş durumda. İşkenceler artık gizlenmiyor, bilakis gözaltında yaşanan olayların görüntüleri servis ediliyor, sosyal medyada paylaşıma sokuluyor. İşkence ve kötü muamele gözaltı ya da cezaeviyle de sınırlı değil.

AKP-MHP ortak iktidarından gücünü alan güvenlik güçleri kötü muamelede sınır da tanımıyor. Evinin önünde oturan da, demokratik bir hak olan basın açıklamasına katılan da, yürüyüş yapan avukat da, siyasetçi de, milletvekili de pervasızca darp edilebiliyor, gözaltına alınabiliyor. 

Yaşanan bu durum aynı zamanda AKP iktidarının demokrasi karnesinin nereye doğru gittiğinin de göstergesi. AKP’nin, iktidara geldikten sonra özellikle AB’ye üyelik sürecinde en çok dillendirdiği söylemlerinden biri de “İşkenceye sıfır tolerans”tı. Peki durum tam da AKP’nin dillendirdiği ve iddia ettiği gibi mi?

Türkiye’de işkence ve kötü muamelede durum nedir? Neden artış yaşanıyor? İktidar mı sorumlu? Neler yapılmalı? Bu yeni podcast dizimizde farklı kurumlardan insan hakları savunucuları ile yeniden artış gösteren işkence ve kötü muamele iddialarını masaya yatıracağız. İlk konuğumuz İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi Başkanı Avukat Abdullah Zeytun oldu. 

İHD Diyarbakır Şubesi İşkence ve Kötü Muamele ile Mücadele Komisyonu hazırladığı "2010-2019 Yılları Arası İşkence ve Kötü Muamele Raporu"nu 23 Haziran’da kamuoyuna duyurdu. 

Raporda, 2010-2019 yıllar arasında hak ihlali iddiasıyla toplamda 3 bin 569 başvuru yapıldığı, bunlardan kamu görevlilerince “fiziksel şiddet” uygulanıp mağdurların vücut bütünlüğü üzerinde yaralanma neticesi doğuran 690 başvurunun incelendiği kaydedildi. Son 10 yılda alınan başvuru sayısının en fazla yaşandığı yılların 2017 ve 2018 yılları olduğu bilgisine yer verilen raporda, işkence ve kötü muamelenin en fazla yaşandığı yerlerin başında yüzde 47 ile cezaevlerinin olduğu belirtildi. Ayrıca on yıllık verilere göre fiziksel şiddeti en fazla ve en yaygın biçimde kullanan kamu görevlileri sırasıyla infaz koruma memurları (yüzde 45), polisler (yüzde 39), jandarma (yüzde 10) ve korucular (yüzde 1) şeklinde olduğu ifade edildi. Raporda, bu sıralamada özellikle infaz koruma memuru (324) ve polis şiddetinin (280) çok net biçimde göze çarptığına yer verildi.

Abdullah Zeytun ile söz konusu bu raporu, işkence ve kötü muamele olaylarında son yıllarda neden artış yaşandığını konuştuk. 

Abdullah Zeytun

İşkence ve kötü muamele başta olmak üzere ağır ihlallerin Türkiye'de bir pratik haline geldiğine dikkat çeken Zeytun, şöyle devam etti:

 “Son yıllarda özellikle 2019- 2020 yılında fiziksel işkence ve kötü muamelenin daha yaygın şekilde işlendiğini görüyoruz. İHD olarak bizim açıkladığımız, işkence ve kötü muamele raporlarında, hem de ulusal ve uluslararası hak kurumlarının bu konuda açıkladığı raporlarda bu veriler net olarak görülüyor. Bunun biraz arka planını ve nedenini sorguladığımızda, karşımıza süregelen otoriter uygulamalar ve siyasi iktidarın bu otoriter politikalarla toplumu denetim ve kontrol altına alma uygulamaları çıkıyor. Bu denetleme, kontrol, tahakküm etme siyasetinin bir ihlal boyutuyla ortaya çıktığında bunu bağımsız ve tarafsız şekilde denetim, önleme işlevinin yerine getirilmemesi, böyle bir mekanizmanın kurulmaması meselesi de var. Her alanda yaşadığımız ihlallerin hem çoğalmasının, hem de süreklilik arz ederek yeni ihlaller üretiminin ana sebeplerini kısaca böyle değerlendirebiliriz.”


“Hukuk devleti ilkesinde veya bu ilkeyi benimseyen yönetimlerde işkence gibi ağır suçlar iddia edildiğinde siyasi iktidar yöneticilerinin derhal bu konudaki görüşlerini açıklaması beklenir” diyen Abdullah Zeytun, devam etti: 

“Bu konuda nasıl işkenceye karşı mücadele edildiğini ve işkenceye karşı yasaklılık tutumuna dair bir bilgi verilir kamuoyuna. Siyasi iktidar tarafından ‘İşkence ve kötü muamele mutlak yasaktır, işkenceye sıfır tolerans ile bakıyoruz’ diye bir söylem var ancak bunun böyle ilerlemediğini görüyoruz. Özellikle siyasi iktidarın menfaatlerine uymayan, politikalarına ters düşen her kesimden muhalefetin gösteri ve yürüyüşlerde polisin orantısız ve hukuk dışı şiddetiyle karşı karşıya kaldığını görüyoruz. Söylemlerin aksine farklı bir politika yürürlüğüne tanık oluyoruz. Kolluğa gücü veren orantısız şiddeti aslında teşvik eden siyasi iktidardır. Halbuki bu ve benzeri eylemleri yapan kolluk görevlilerin soruşturmaya alınması gerekiyor.”

Kameraların önünde bir taraftan avukatlara diğer yandan halkın seçtiği vekillere pervasızca polis şiddeti uygulanıyor. Gözaltına alınanlara yapılan işkence görüntüleri servis ediliyor. Zeytun’un bu hatırlatmayla ilgili değerlendirmesi şöyle oldu: 

“Siyasi iktidardan, böylesi pervasızca müdahaleleri olumsuzlayan karşı çıkan bir açıklamaya tanık olmadık. Bu  sessizlik aynı zamanda kolluk güçlerinin işkence ve kötü muamelede bulunan kamu görevlisini cesaretlendiren bir tutum. Bir yönüyle de teşvik eden bir durum. Ulusal ve uluslararası sözleşmelere ‘işkenceye karşıyız’ diye taraf olmak yetmiyor. Bu konuda etkin olmak gerekiyor. 

Kolluğa verilen bir tolerans yargıda da karşılığını görüyor. Siyasi iktidarın karşıt duruş sergilememesi, kolluğu cesaretlendirdiği gibi zaten halihazırda hiçbir şekilde etkin bir soruşturmaya meyilli olmayan yargıya da bu yönde cesaret veriyor. Böylesi suçlara ilişkin yargı makamının her türlü baskıya karşı kendi yargı onurunu ve hukukunu korumakla yükümlü olduğunu bilmesi gerekiyor. İşkence insanın onur ve değerine karşı işlenmiş bir suç. Bu anlamda faaliyet gösteren herkesin buna karşı olması bununla mücadele etmesi gerekiyor."’

Son yıllarda fiziksel işkencenin sadece resmi kurumlarda gözaltı merkezlerinde değil aynı zamanda barışçıl toplantı ve gösterilere müdahale sırasında, sokak ve açık alanlarda, ev ve işyeri aramalarında da çok ağır şekilde işlendiğine dikkat çeken Zeytun,  “İşkence ve kötü muamele iddialarının temelinde yatan sebep, özellikle cezasızlık sisteminin yaygın olmasıdır. Böyle bir politika var ve bu politika da artık bir sisteme dönüştü. Türkiye işkence konusunda hükümlülüklerini yerine getirmiyor. Bu yüzden etkin bir yargı sürecini de işletmiyor. Yakın süreçte yaşadığımız pervasız işkence yönetmelerinin oluşmasına neden oluyor. Türkiye’de ve Diyarbakır’da son 10 yılda yapılan yoğun başvurular, suç duyuruları, yargısal başvuraların çoğunun etkisiz bir yargılama süreciyle sonuçsuz kaldığını görüyoruz” diye konuştu. 

Abdullah Zeytun, hak savunucuları olarak işkencenin durdurulması konusundaki taleplerini ise şöyle sıraladı: 

"*İlk olarak otoriter, baskıcı uygulamalar sonlandırılmalı. Daha barışçıl bir dil ve politika geliştirilmeli.

*Kürt meselesine yaklaşımda, barışçıl, demokratik müzakare koşullarının kullanılması gerekiyor.

*‘İşkence mutlak yasaktır’ bunun niteliğiyle bağdaşmayan cezasızlık kültürünün bir kural haline gelmemesi, bu politikalara son verilmesi gerekiyor. Bunun hem söylemde idari, hukuki, pratik anlamda da uygulanması lazım. 

*"Türkiye’nin özellikle işkencenin raporlaştırılmasında bir BM Sözleşmesi olan İstanbul Protokolü’ne göre işlem yapılması gerekiyor. Bununla birlikte etkin, tarafsız bir soruşturma, bağımsız heyetlerin araştırma koşulları, adli, idari işlemlerin her aşamasında hukuk kurallarına uygun davranılmasını talep ediyoruz.”

İHD Diyarbakır Şube Başkanı Zeytun, tüm bu uygulamaların yaşanabilmesi için mevcut iktidarın politikasında değişikliğe gidilmesi gerektiğini de vurguladı. 


@Ahval Türkçe