TL'nin değeri ve hatalar zinciri

Türkiye’de ekonomi yönetimi hatalarından ders alamıyor. Para piyasalarının temel işleyiş kuralları, ekonomideki neden-sonuç ilişkileri Türkiye’nin de bir parçası olduğu mevcut küresel kapitalist sistem içinde son derece net.  Covid-19’un ekonomilerde yarattığı hezimet bile bu ilişkiler zincirini değiştirmiş değil. 

Hâlbuki iktidardaki hükümet, ekonomide problemlerle karşılaştıkça ilk tepki olarak problemlerin varlığını mantığı zorlayan açıklamalarla inkâr yoluna gidiyor. Ardından kör gözüm parmağına, ekonomi dinamiklerinden bihaber bir görüntü içinde sadece kendisini inandırabildiği çözüm önlemleriyle Türkiye ekonomisinin savrulmasına neden oluyor.

Gerçeklerden bu derece kopuk olma halini açıklayabilmek muhtemelen psikiyatrinin alanı. Ancak, bir kez daha noktaları birleştirirsek, Türk lirasında yaşanan erimeye ne özellikle Türkiye’yi hedef alan o vicdan yoksunu yabancı yatırımcıların neden olduğu savının, ne de sorunun milliyetçi bir yaklaşımla çözümünün anlam dahi ifade ettiğini vurgulamak gerek.

Türk lirasının değer kaybına neden olan dönüm noktalarını sondan başa doğru sıralayalım isterseniz.

Döviz rezervlerindeki kaybın Türk lirası üzerinde yarattığı baskıyı hafifletmek için, Türkiye, ABD merkez bankası Fed dahil dünyanın büyük merkez bankalarıyla swap işlemi yapma kapısını açmaya çalışırken, daha bugün, dünyanın en çok döviz işlemi yapan bankalarından Citibank, UBS ve BNP Parisbas’nın swap işlemlerine yasak getirdi. Amaç tabi makroekonomik veriler liranın savunmasız kalışına işaret ederken, piyasa dinamikleri gereği piyasadan temin ettikleri TL ile döviz alarak para kazanan yabancıları bu işlemi yapamaz hale getirmek.

Uzun zamandır yüksek kredi temini yapmaya çalışan Türk bankaları bilindiği üzere bu piyasada son derece aktif.  Ve beklentiler bozulduğunda TL’de oluşan baskının bertaraf edilmesi için bu piyasada ilk kez yasak tam da Mart 2019 yerel seçimler öncesinde gelmiş, kamu bankalarının yabancılara TL vermesi engellenerek yabancılar açık pozisyona düşürülmüş, gecelik TL faizleri burada yüzde 1000’lere çıkmıştı geçen sene. O dönemde Sayın Bakan Albayrak yaptığı açıklamalarda, Türk lirası üzerinden spekülasyona izin verilmeyeceğini, TL’nin güçleneceğini ve TL/doları 7,00 civarı bekleyenlerin nasıl ellerinin yanacağını açıklamıştı kendine has üslubuyla. 

Fakat tabi, yabancı sermayenin swap piyasasında bu şekilde boğulması bir dönüm noktası olmuş; büyümek için döviz girişine mecbur olan Türkiye ekonomisinde kuralsızlıklardan korkan sermaye, artan hızla Türkiye’den uzaklaşmaya başlamıştı. O zaman bu kararın nasıl orta ve uzun vadeli maliyetleri olacağını yazan birçok ekonomistin görüşleri sürpriz olmayan bir şekilde göz ardı edilmiş ve hatta faiz lobisi ya da “birilerinin” adamı olmakla suçlanmışlardı.

Büyüme, daha hızlı, daha çabuk büyüme konusunda çok arzulu Erdoğan hükümeti, yabancı sermaye artan hızda Türkiye’ye mesafeli dururken, kamu kaynaklarına yüklenmek zorunda kalmıştı.  Merkez bankasının yedek akçeleri tam da bu kaynak sorunu nedeniyle Hazine’ye devredilerek harcanmış, bütçe açığının GSMH oranı iki yıl öncesine kıyasla iki katına ulaştırılmıştı.

Yine geriye dönük referansla devam edersek, yabancı sermaye çekmede başarısızlık TL’nin değerini riske attıkça adı konmamış şekilde “yönetilen kur” sistemine kayılmış ve merkez bankası ile kamu bankaları arasındaki swap işlemleri üzerinden kamu bankalarının döviz satarak TL/doları 5,5 civarında tutma çabalarına tanık olmaya başlamıştık. Daha geçen hafta merkez bankası enflasyon raporunu açıklarken gelen soruya cevap olarak başkan Uysal artık sağır sultanın duyduğu bu operasyonu reddedip, gözlerimizin önünde bir kez daha kafasını kuma gömmeyi tercih etmişti.

Bu kadar kırılgan bir TL dinamiği yaratabilmeyi başarı olarak addeden iktidar, büyüme uğruna faiz indirmek için merkez bankası başkanını değiştirmiş; Temmuz 2019’dan bu yana durmadan talimatla faiz indirecek yeni bir başkanı koltuğa oturtarak kuru, enflasyonu kontrol altına tutabileceği hesapları yapmıştı.  2018 kur krizinin enflasyon üzerindeki köpüğü matematiksel nedenlerle ve TL’nin yapay yolla değerli tutulmasının desteğiyle silinirken, ilk tur faiz indirimleri olumlu karşılanmış ancak zaman geçip de enflasyonun %12 civarı çift hanede yapışkanlığı netleştikçe, faiz indirimleri TL üzerinde ters tepmeye başlamıştı.

Tüm bu süre içinde özel sektörün yıllık 180-200 milyar dolar dış borç ödemesi oluşunun yarattığı hassasiyet de tabi göz ardı edilebilmişti.

Tam büyüme geri gelmiş, büyümenin yaratmakta olduğu yeni makroekonomik dengesizlikler billurlaşana kadar yeni bir dalga kur atağı belki de bir iki yıl ötelenmişken, Korona krizi patlayıverdi.

Gelişmekte olan piyasalardan sene başından bu yana 100 milyar dolar kaçarken yarattığı baskı, merkez bankasının negatife dönen net döviz rezervleri ile savunulamaz noktada artık. Türkiye ekonomisi derin bir daralma ve işsizlik sarmalının pençesinde, dış kaynak girişi kısıtlı ve TL/doları 7,27’ye taşıyan yolda hataları üstlenmek, gerçekçi bir yaklaşımla sorunların çözümüne eğilmek yerine iktidar bir kez daha saldırı altında olduğu iddialarını yaymaya çalışıyor.  Hatta yeni BDDK metni, TL’nin değeri hakkında yorum yapmayı, veri odaklı bir analizle alınan hatalı kararların TL’nin değerini eritmeye nasıl devam edeceği tahmini yapanları “manipülasyon” ile cezalandırmanın altyapısını hazırlamış durumda.

Hâlbuki işte üç-beş kalemde özetlenebileceği üzere Türk lirasındaki değer kaybının nedeni bu kadar net. Görünen köy kılavuz istemiyor. Türkiye ekonomisi ehil olmayan ellerde çok kötü yönetiliyor. 


@Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.