Erdoğan Rejimi ve 'nefret söylemi'

Otoriter ya da otoriterleşme yolundaki rejimlerin en önemli özelliklerinden biri de kullandığı yaygın “nefret söylemi”dir. Bu tip rejimler varlıklarını ve güçlerini toplumun çeşitli kesimlerini ya da bireyleri “ötekileştirme”, “düşmanlaştırma” ve “şeytanlaştırma” yöntemiyle devam ettirir. Bu şekilde ülkeyi yönetenler iktidara yönelik eleştirileri etkisizleştirme ve muhalifleri susturma imkanına sahip olurlar.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne göre nefret söylemi “ırksal nefreti, yabancı düşmanlığını, anti-semitizmi veya hoşgörüsüzlüğe dayalı diğer her türden nefret biçimini yayan, kışkırtan, teşvik eden veya meşrulaştıran bütün ifade şekillerini” kapsar. Nefret söylemi toplum tarafından müsamaha gördükçe demokrasi, hukuk devleti ve özgürlükleri yavaş yavaş çürütür. Çoğulcu ve demokratik toplumlara önemli bir tehdit oluşturarak faşizme giden yolun taşlarını döşer.

Nefret söylemini en çok otoriter eğilimli popülist liderler kullanır. Her konuşmalarında mutlaka nefret ifadelerine yer verirler. Aydınlara, gazetecilere, akademisyenlere ve muhaliflere karşı kullandıkları nefret diliyle, hem eleştiri ve sorgulama potansiyeli olanları itibarsızlaştırır, hem de toplumu kutuplaştırarak halkın desteğini sağlarlar. Bu liderler öncelikle propagandalarını etkisizleştirecek, yalanlarını ortaya çıkaracak, iktidarlarına tehdit olabilecek kişi ve toplumsal grupları hedef alır. Bütün öfkelerini politika ve icraatlarını  sorgulayan ve eleştirenlere yöneltirler. 

2002’den beri 19 senedir Türkiye’yi AKP genel başkanı, başbakan, ve cumhurbaşkanı olarak tek başına yöneten Recep Tayyip Erdoğan nefret söylemini neredeyse politikalarının merkezine yerleştirmiş bir siyasetçi. Özellikle gücünü ve iktidarını pekiştirdiği 2011 seçimlerinden beri hedef aldığı grup ve kişilere yönelik en ağır ifadeleri kullanmaktan çekinmiyor. 

Sözlükte ne kadar olumsuz, ötekileştirici, aşağılayıcı kelime varsa, bunları hedefindekilere karşı bıkmadan, usanmadan, ısrarla, tekrar tekrar kullanıyor. Her konuşması adeta bir nefret seline dönüşüyor. Erdoğan’ın nefret dilinden başta muhalefet partisi liderleri, gazeteciler, yazarlar, sanatçılar, akademisyenler, çeşitli toplumsal gruplar ile AKP’liler dışında neredeyse herkes nasibini alıyor. Konuşmalarında en sık kullandığı ifadeler “terörist”, “ajan” ve “hain”.

Erdoğan en son AKP kongrelerinden birinde CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na şöyle hitap ediyordu:

“Sende yüz var mı? Sen nasıl oluyor da 5 yıldır, 6 yıldır bu şehitlerimizi yakından takip eden bizlere ‘bunların sorumlusu Cumhurbaşkanıdır’ diyorsun? Terbiyesiz herif… Ne yüzsüzsün sen ya, ne karaktersizsin sen ya. Bunların cibiliyeti bozuk.”

Yukarıdaki sözlerin bir cumhurbaşkanına, siyasi parti genel başkanına yakışıp yakışmadığı ayrı bir konu. Ama Erdoğan’ın üslubu bu. Sadece Kılıçdaroğlu’na değil, ‘şahsına’ ve ‘rejimine’ biat etmeyen her grup ve kişiye aynı üslupla hitap ediyor. Erdoğan’ın iktidarı döneminde kullandığı ifadeler bir araya getirilse muhtemelen birkaç ciltlik bir “nefret külliyatı” ortaya çıkar.

Erdoğan mitinglerde, parti toplantılarında, televizyon programlarında Nuray Mert, Amberin Zaman ve Can Dündar’ın da aralarında bulunduğu onlarca gazeteci ve yazarı bizzat isimlerini zikrederek, hakaretler yağdırıp, tehdit ederek, hedef göstermişti. Kendisine yönelik her haber, yorum ve eleştiriyi kişisel bir saldırı olarak değerlendiren Erdoğan bunu neredeyse bir “intikam” ve “kan davası”na dönüştürüyor.

Hükümeti eleştirenlerin isimlerinden aşağılayıcı sıfatlar çıkarmak ve hedef göstermek Erdoğan’ın nefret söyleminin her zaman önemli bir unsuru oldu. Mesela, 2011’de bir konuşmasından dolayı Milliyet gazetesi yazarı Nuray Mert’e “namert” diye hakarette bulunmuştu. 2014’te de Taraf gazetesi yazarı Amberin Zaman’ı da kürsüden yuhalatarak hedef göstermiş ve hakkında “gazeteci kılıklı bir militan”, “edepsiz bir kadın. Haddini bil haddini!” şeklinde yakışıksız sözler sarf etmişti.

Bir gazeteci ve yazar iktidarın hoşuna gitmeyecek bir haber ya da yorum yaptığında, Erdoğan’ın suçlaması hazırdır: “Ajan, terörist”. 

2015’te MİT tarafından Suriye’de cihatçı gruplara gönderilen silahları haber yaptığında Cumhuriyet gazetesi genel yayın yönetmeni Can Dündar Erdoğan tarafından defalarca hedef gösterilir. Haberi “casusluk eylemi” olarak nitelendiren Erdoğan “haberi yapan kişi bunun bedelini ağır ödeyecek öyle bırakmam onu” sözleriyle Dündar’ı alenen tehdit eder.

6 Mayıs 2016’da İstanbul Adliyesi çıkışında muhtemelen bu tür tahriklerin etkisiyle silahlı saldırıya uğrayan ve ölüm tehlikesi atlatan Dündar’a Kasım 2016’da Erdoğan hala “terörist, köşe yazarı müsveddesi' demeye devam etmekteydi.

Erdoğan 2017’de tutuklanan Türkiye kökenli Alman gazeteci Deniz Yücel hakkında “Alman ajanı… Elimizde görüntüler var. Bu tam bir ‘ajan terörist’" ifadelerini kullanır.

Erdoğan’a göre “silahlı, bombalı teröristle, eli kalem tutan arasında bir fark” yoktur. 2016’da yaptığı bir konuşmada akademisyen, gazeteci ve sivil toplum kuruluşu yöneticilerini “silahsız terörist” olarak niteler. Avukatlara hitap ettiği başka bir konuşmasında akademisyen, gazeteci, politikacı ve bürokratlar hakkında “terör destekçisi, casus, eylemci, milis ve hain” ifadelerini kullanır. 

Erdoğan’ın 2013’teki Gezi Parkı protestolarına katılanlara yönelik kullandığı ifadelerden bazıları ise “vandal”, “barbar”, “çapulcu”, “kemirgen”, “ajan” ve “hain”. 2021’deki AKP il kongrelerinde Gezi protestocularını kastederek “Bira kutularıyla camiye girip işgal eden ‘ahlaksız, edepsiz, teröristlere’ Gezi olaylarında bunun hesabını sorduk.” diyerek bugüne kadar doğrulanmamış iddiaları tekrarlamaya devam eder.

Gülen Hareketi Erdoğan’ın nefret söylemine belki de en çok maruz kalanlardan. Bu gruba karşı da diğerleri gibi kişisel bir “intikam” duygusuyla hareket etmekte. 2015’de katıldığı televizyon programında o zaman “paralel yapı” olarak adlandırdığı topluluğu niçin hedefine koyduğunu “Onlar Tayyip Erdoğan'a ihanet ettiler.” diye açıklar. 

Erdoğan Gülen Hareketi’ne yönelik “kolektif ve toplu cezalandırmayı” her zaman açıkça teşvik etti. 2014’teki parti toplantısında Gülencileri “sütün içine karışmış pis su”ya benzeten ve onlara yapılanlara atıfla “Buna ‘cadı avı’ deniyorsa evet, ‘cadı avı’ yapıyoruz" diyen Erdoğan herkesin de bu “cadı avı”na katılmasını ister:

“Nefes aldığım sürece unutmayacak ve affetmeyeceğim… Bu konuda nerede kim neler yapıyorsa bunları bize bildireceksiniz. Bütün vatandaşlarıma söylüyorum bildireceksiniz gereğini yapalım.”

“Hainler, uluslararası kan lobisinin piyonları, virüsler, tümörler, kan emen sülükler, teröristler, meczuplar ve haşhaşiler…", Erdoğan’ın Gülen Hareketi’ne karşı sürekli kullandığı ifadelerden bazıları.

Erdoğan’ın muhaliflere yönelik “nefret söylemi” rastgele ya da o anda kullanılmış sözler değil. Konuşmalarının neredeyse tamamını “promter”dan okuyan bir siyasetçi için bu zaten söz konusu olamaz. Bıkmadan, usanmadan, tekrar, tekrar aynı nefret ifadelerini, aynı sözleri, aynı cümleleri her dakika, her saat, her gün kullanmak ancak profesyonel bir ekiple mümkün.

Siyasal iletişimde hiçbir sözcük laf olsun diye kullanılmaz. Bütün kelimeler bir amaç ve hedef doğrultusunda seçilir. Erdoğan’ın konuşmalarındaki her sözcük, her ifade danışmanları ve konuşma metinlerini hazırlayanlar tarafından özenle seçilir. Konuşmalardaki nefret ifadeleriyle, bir sonraki aşamada muhalif gruplara ve kişilere yapılacak hukuksuzlukların, baskı ve insan haklarına aykırı uygulamaların toplumsal meşruiyetinin altyapısı hazırlanır.

Nefret söylemi AKP teşkilatları, devlet kurumları ve medya aracılığıyla toplumun en alt katmanlarına kadar ulaştırılır. Parti bülteni ve propaganda aparatı haline getirilmiş yüzlerce ajans, gazete, radyo-televizyon kanalı ve internet sitesinden 24 saat 365 gün zerk edilerek halkı yavaş yavaş zehirler. İnsanların muhakeme ve sorgulama yetileri ile adalet duyguları yok edilerek, vicdanlar susturulur. İktidarın muhaliflere yönelik zulüm uygulamalarına karşı gözler kör, kulaklar sağır hale getirilir.

Türkiye toplumunun ezici çoğunluğunun başta Kanun Hükmünde Kararname (KHK) mağdurları olmak üzere milyonlarca kişiye yönelik insan hakkı ihlallerine, siyasal ve sosyal soykırıma, baskılara, adam kaçırma, işkence ve cinayetlere neden sessiz kalabildiğine bir de bu açıdan bakılmalı.

Birkaç istisna dışında kendini solcu, sağcı, dindar, muhafazakâr, Kemalist, sosyalist olarak tanımlayan muhaliflerin bile rejimin nefret söylemini benimsemiş olması, iktidarın bu konuda ne kadar başarılı olduğunu göstermiyor mu?



@Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar