Biden’ın gelişi ile bölgede süreç Kürtlerin lehine işleyecek, fakat…

Türkiye Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Genelkurmay Başkanı Güler’le Bağdat’a gitti, oradan da  Hewler’e geçip, burada Mesud, Neçirvan ve Mesrur Barzani ile ayrı ayrı görüştü. Akar her üç görüşmede de KDP yöneticilerine "Aramızdaki iş birliğini güçlendirmeli ve PKK karşısında kararlı bir şekilde durmalıyız" mesajı verdi.

Demokratik Suriye Meclisi Eş Başkanlık Konseyi Üyesi Mirî Şiblî’nin Mezopotamya Ajansı’ndan Nazım Daştan’a aktardığınagöre MİT Başkanı Hakan Fidan da yakın bir tarihte Şam’ı ziyaret etti. Şiblî’ “Bu ziyarette Şam’la Ankara heyetleri arasında bazı gizli anlaşmalara varıldığını’’ öne sürdü. 

Buraya kadar şaşırtıcı bir durum yok. Türkiye-İran, Türkiye-Irak ve Türkiye-Suriye’nin tarihi düşmanlıklarının zaman zaman ‘kardeşliğe’ evirilmesinin ortak paydası Kürt düşmanlığı. Burada yeni olan, sistemleşen Kürtlerin de bu ittifakın içinde yer alması. 

Kürtlerin kimlik mücadelesinin tarihinde hiçbir Kürt partisinin diğer parçadaki Kürtlerin imhasına dayalı temel üzerinden sömürgecilerle işbirliği yaptığı görülmemiştir. Kürt hikayesi açısından işte bu yeni bir durum.

Diğer çok önemli ve yeni bir durum da bölgede olup bitenler. Biden’lı ABD politikası, kurulu ortaklıkları ve onunla bağlantılı süren güç dengelerini değiştirip yeni güç konumlamalarını tetiklemeye gebe. 

Biden’in bölgeye ilişkin yeni politika stratejisi bölgenin yerel güçlerini şimdiden hayli rahatsız etmiş gibi görünüyor. Düşmanlık ve saldırı politikası üzerinden yürütülen ilişkileri tekrar diyalog ve birlikte hareket etme kulvarına döndürmek için sarfedilen çabalar bu yeni durumun sonucu. Bölge güçlerinin son yüzyıllık süreçlerinin belki de en zayıf dönemini yaşadıklarını söylemek abartı değil. 

İşte tam bu önemli süreçte baş sömürgeci gücün imdadına Kürtlerin yetişmesi, sadece siyasetle açıklanacak bir durum da değil.

Trump döneminin sona ermesiyle birlikte geleneksel ABD devlet politikasını tekrar işlevsel hale getirmek yeni yönetimin ilkleri arasında. Bu yeni stratejide dünya ve Ortadoğu’da ortaya çıkan tahribatların giderilmesi, bu alanlarda en azından Trump öncesi dönemdeki ilişkilere geri dönülmesi ve Biden’in yeni argümanlarıyla daha üst düzeye çıkarılması hedefleniyor.

Ortadoğu sahası açısında Rusya ve ABD için belirleyici olan şey, alan hakimiyetidir. Ortak (partner) seçiminin kriterleri de Ortadoğu politikasının önümüzdeki yüzyıllık yolculuğunda beraber sorunsuz yürüyebilmek üzereinden şekilleniyor. Ortadoğu’da partner ilişkilerinde ABD ve Rusya için vazgeçilmezlik kuralı yoktur. Bunun reel politikadaki karşılığı şu: Ortadoğu’da egemen güçlerin ortak olarak seçtiği bölgesel güçler, duruma göre her an ayıklamaya (seleksiyona) tabi tutularak yerine başkaları alınacağı gibi, anlaşmalara varılan sahada iki egemen gücün üzerinde anlaştığı “ortak çözüm partnerleri” de ortaya çıkabilir. 

Önümüzdeki dönemde olası gelişmeleri senaryo düzeyinde ele alırsak karşımıza çıkan olası ve en makul durum şöyle: ABD politikalarının değişeceği temel sahalardan biri Suriye’dir. Rusya, İran ve Türkiye, ABD yönetiminin yeni Ortadoğu politikasının odak noktaları. Ne Türkiye ABD için, ne de İran Rusya için zorunlu tercihtir. Bu iki gücün üzerinde anlaştığı başka ortaklar (partnerler) da devreye sokulabilir.

Nasıl? Bunu, ABD ve Rusya’nın 2019 tarihinde İsrail’in başkenti Tel Aviv’de yaptıkları kapalı toplantıda vardıkları uzlaşmadan biliyoruz. Toplantının gündemi basına yansıdığı kadarıyla Suriye sorununda İran’ın rolü idi. Basına yansıyan diğer önemli bir ayrıntı da ABD ve Rusya’nın İran’ın Suriye’deki süreci “kötüleştirici rolü” noktasında hemfikir olmaları idi. 

ABD ve Rusya’nın Tel Aviv uzlaşması askeri müdahale de dahil, İran’ı ABD’nin her tür müdahalesine açık hale getirmenin önünü de açıyordu. Diğer bir deyişle İran Rusya’nın koruma kalkanından yoksun kalıyordu. Son dönemlerde İsrail'in İran'a yönelik hava saldırıları, İran’ın yetrleşik olduğu alanlar üzerinde rahatça askeri jetlerin pike yapması, Rusya'nın onayı olmadan mümkün değil. 

İran’ın eskisi gibi İsrail savaş uçaklarına karşı saldırı pozisyonuna geçememesi de yapılan anlaşmanın sahaya yansıması olarak okumak gerekiyor. İran, Süleymani suikastı da dahil, ABD ve İsrail’in bölgedeki sert saldırılarına karşı sessiz kaldı. Göstermelik tepkiler ise (Yük tankerlerine el koyma, ABD’nin boş askeri üslerine roketli saldırı.. gibi) rejimin kendi toplumu karşısında saygınlığını koruma amaçlıydı ve ABD de bunlara karşı tepki vermedi.

Şu açık: İran’ı Suriye'den, Türkiye’yi Irak’tan çıkarmak kolay olmayacak. Gerek ABD, gerekse ABD’nin başını çektiği koalisyon güçlerinin onları tamamen çıkarması için ya ciddi ekonomik-siyasi yaptırımları devreye sokması ya da askeri müdahaleye baş vurması gerekiyor. NATO müttefiği olmasından ötürü Türkiye şu anda askeri planın dışında. Fakat ABD’nin İran’a, Rusya onaylı bir askeri müdahaleyi düşündüğünü söyleyen siyasi gözlemcilerin sayısı ise az değil.
 
Türkiye'nin Suriye ve Irak’tan çekilip tekrar makul sınırlara geri dönmesi kendiliğinden olmaz. Türkiye ve Rusya’nın “Erdoğan-Putin patentli”ilişkileri sonucundaTürkiye ABD ve Türkiye AB ilişkileri tarihin en zor ve en “dip” düzeyini yaşıyor. 

ABD ve AB’nin bugüne kadarki uyarıları da işe yaramadı. Türkiye’nin NATO müttefiki olmasından ötürü askeri müdahale opsiyonu mümkün değil. Ama Türkiye’yi Irak ve Suriye’den çıkarmak için başka “baskılama” araçları var. Bu “baskılama” araçlarının bütün etkisiyle işlevli hale getirilip getirilmeyeceği is belirsiz. 

ABD, Türkiye’nin Libya, Akdeniz ve Karabağ'a kadar uzanan saldırıları; AB ile yaşanan Doğu Akdeniz sorunu ve Yunanistan’a savaş tehdidi gibi konularla bağıntılı yaptırımları, daha basit deyişle S-400’lerin aktive edilmesinin tetiklediği CAATSA’yı etkili uygularsa, Türkiye makul sınırlara geri çekilir, çekilmek zorundadır.

Bütün bu seçeneklerin nasıl ve hangi zaman dilimi içinde uygulamaya konabileceği, bölgenin kırılgan durumuyla yakından ilişkili. Zaman mefhumuna takılmadan soruna yaklaşıldığında, neresinden bakılırsa bakılsın, bu Kürtlerin lehine gelişen bir süreç. 

Kürtlerin bir kesiminin tam da bu süreçte Türkiye ile işbirliği yapması, “Kürt soykırımı”na onay ile eşanlamlıdır. Bu tavır ne bölgesel sorunlarla, ne de uluslararası durumla açıklanabilir. 

Bunun tek makul izahı, bir parçanın parça çıkarları için dahi değil, yönetsel  gücün kendi bekası için bütün Kürtlerin geleceğini feda etmesidir.


@Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.